Prof. Dr. Zakir Avşar: “Büyük Şehirlerin Kırsal Yüzü Kimin Eseri?”

20 Temmuz 2026

ANKARA – BHA

Prof. Dr. Zakir Avşar, ”Büyük köylere dönüşen büyük şehirler kimin eseri?” başlıklı makalesinde önemli noktalara değindi:

Günümüzde büyük şehirlerin karmaşıklaşması, trafik sıkışıklığı, hava kirliliği, su kıtlığı ve artan yaşam maliyetleri gibi sorunlar birçok insanın gündeminde. Bu olumsuz koşullardan şikayet etmeyen neredeyse kimse yok gibi görünüyor.

Haber Devam Ediyor

Bu sorunların çözümü konusunda en fazla sorumluluk taşıması gerekenlerin, durumu depremler ve nüfus artışlarıyla açıklayarak, kendi öngörüsüzlüklerini, başarısızlıklarını ve kaynak yönetimindeki hatalarını göz ardı ettiklerini belirtiyor.

Yolsuzluk ve yozlaşma konularında ise, bu tür sorunlarla anılan kişilerin kamu hizmetlerini sunma konusunda kendilerini aklayabilme çabası içinde olduklarına dikkat çekiyor. Seçilen yöneticilere, “göreve geldiğiniz günden beri ne yaptınız?” sorusunu sormak neredeyse imkansız hale gelmiştir.

Şehirlerin yönetimindeki sorunlar, en basit görevleri bile yerine getiremeyen yöneticilerle tartışılmakta ve bu durum, şehir hayatına dair beklentileri her geçen gün düşürmektedir.

Küresel Köy Kavramı ve Şehirler

İletişim bilimci Marshall McLuhan, “küresel köy” kavramını ortaya atarken, modern iletişim araçlarının insanlık tarihindeki mekânsal dönüşümünü tanımlamıştır. Elektrik çağının iletişim araçları, mesafeyi toplumsal bir kavram olmaktan çıkarmaktadır.

Coğrafya hala önemli bir rol oynamaktadır ancak uzaklık, deneyimlerin paylaşımında eski etkisini yitirmektedir. Bir savaş, kriz veya kutlama gibi olaylar, neredeyse anında tüm dünyada hissedilir hale gelmektedir. Teknolojik açıdan insanlar birbirine daha önce hiç olmadığı kadar yakınlaşmıştır.

McLuhan’ın “köy” metaforunun aksine, burada kentsel yaşamın sunduğu konforun sınırlı olduğu ve hizmet standartlarının yetersiz kaldığı bir durumu kastediyoruz. Bu tür bir köy yaşamı, her ne kadar basit görünse de, her zaman konfor sunmamaktadır.

Metropollerin Yönetim Sorunları

Fiziksel olarak büyük metropoller, milyonlarca insanı barındırmalarına rağmen, şehir olmanın gerektirdiği yönetim sistemlerinden uzaklaşmaktadır. Nüfus ve bina sayısındaki artışa rağmen, yönetilebilirlik giderek zayıflamaktadır.

Bir şehir, karmaşıklığın etkili bir şekilde yönetildiği yerdir. Ancak ulaşım, su, enerji ve atık yönetimi gibi temel hizmetlerin kesintisiz bir şekilde sağlanması, gelişmiş bir yönetim anlayışı gerektirir.

Kaynak eksikliği, şehirlerin sorunlarını açıklamak için bir bahane olarak öne sürülebilir. Ancak esas sorun, kaynakların yönetimindeki irrasyonel yaklaşımlardır. Bütçedeki yetersizlik, çoğu zaman bütçenin yanlış kullanımıyla ilişkilidir.

Yanlış Önceliklendirme ve Yönetim Sorunları

Altyapı yatırımları yerine gösterişli projelere öncelik verildiğinde, toplu ulaşım yetersiz kalıyorsa ve kanalizasyon sistemleri eskiyorsa, bu durum ciddi bir yönetim sorununu işaret eder. Örneğin, heykel veya anıt gibi projelere büyük bütçeler ayrılırken, günlük yaşamı etkileyen ulaşım sorunları göz ardı ediliyorsa, bu durum üzerinde düşünülmelidir.

Şehir yönetimi karmaşık bir süreçtir ve sezgisel yaklaşımlarla yönetilemez. Veri, uzmanlık ve uzun vadeli planlamalar gerekmektedir. Ancak karmaşık sorunlara basit çözümler öneren yaklaşımlar, şehirlerin sorunlarını çözmekte yetersiz kalmaktadır.

Şehirlerin Geleceği ve Yönetim Beklentileri

Bir şehirde trafik, altyapı eksiklikleri ve kamu hizmetlerindeki aksaklıklar kalıcı hale gelirse, artık şehir konforundan bahsetmek imkansızlaşır. Nüfusun büyüklüğü, bir şehrin işlevselliği için yeterli değildir; güvenilir sistemlerin varlığı hayati önem taşır.

Modern şehirlerin amacı, insan hayatını kolaylaştırmak olmalıdır. Eğer bir metropolde insanlar her gün saatlerini trafikle harcıyorsa ve temel hizmetlere erişim zorlaşmışsa, kentsel yaşamın avantajları giderek azalır.

İletişim teknolojileri, hizmet aksaklıklarını daha görünür hale getirirken, bu sorunların sürekli olarak gündeme gelmesi toplumsal tepkileri azaltmakta ve kötü yönetimi normalleştirmektedir. Bu durum, toplumsal bilinç açısından tehlikeli bir noktaya ulaşmamıza neden olmaktadır.

Toplumun düşük beklentilere alışması, kötü yönetimin en büyük destekçisi haline gelmiştir. İnsanlar, aksaklıkları kader olarak görmeye başladıkça, şehirlerin köylere dönüşmesi hızlanmaktadır.

Nüfus artışı ve hizmet talebindeki çeşitlenme, şehirlerin karmaşıklığını artırırken, bu karmaşıklığı yönetmek için gereken kapasite çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Sonuç olarak, şehirler fiziksel olarak büyürken, yönetsel olarak küçülmektedir.

Bu noktada, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerin gerçekten iyi yönetilip yönetilmediğini sorgulamak gerekmektedir. Hayatı zorlaştıran ve şehirleri köy ölçeğine indirgeyen yöneticilerin, bu ülkeye liderlik etme hayalleri kurmaları ne kadar gerçekçi?

Daha da önemlisi, Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirleri köy seviyesinde bile huzura kavuşturamayanların, liderlik pozisyonlarına gelmeleri mümkün mü?