Bahçeli’den AB’ye Çarpıcı Tepki: “Türkiye’yi Bekleten, Kendi Ufkunu Daraltır”

admin 14 Temmuz 2026

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda gerçekleştirdiği konuşmasında şu başlıkları ön plana çıkardı;

Ankara, işgal tehlikesi baş gösterdiğinde geri adım atmayan kararlılığın; yokluk içinde devletimizi yeniden inşa eden, ateşten gömlek giyip milletine bağımsızlık armağan eden öngörünün sembolüdür.

Bir zamanların direniş merkezi olan bu mübarek şehir, günümüzde küresel güvenlik mimarisinin tartışıldığı uluslararası mecralara ev sahipliği yaparken; yeni dönemin stratejik meselelerine yön veren bir merkez olma özelliğini ortaya koymuştur.

Haber Devam Ediyor

Bu nedenle, Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ni sıradan bir diplomasi etkinliği gibi değerlendirmek, eksik, yüzeysel ve yanlış bir bakış açısı olacaktır.

Ankara’da, 70 yılı aşkın bir ittifakın muhasebesi gerçekleştirilmiş; Soğuk Savaş döneminin hayalet cephe hatlarından günümüzün karmaşık güvenlik krizlerine uzanan uzun yolun analizi yapılmıştır.

Ankara’da; 5. maddenin ortak savunma ruhu çerçevesinde Ukrayna’ya sunulan askeri destekten, 50 milyar doları aşan yeni tedarik girişimlerine, savunma sanayisinde ortak üretim çalışmalarına, Avrupa’nın uzun yıllar ertelenen caydırıcılık açıklarından müttefikler arasındaki ambargo ve kısıtlama çelişkilerine, İran’ın nükleer programından Hürmüz Boğazı’ndaki güvenliği, Suriye’de yeni bir sayfa açma çabasından Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan hassasiyetlerimize kadar geniş bir güvenlik kuşağının tüm meseleleri aynı anda ele alınmıştır.

Ankara’da, müttefikliğin yalnızca kameraların ışıltısı altında poz vermek, kriz zamanlarında yayınlanan boş kınama mesajları veya kürsülerde sıralanan süslü cümlelerden ibaret olmadığı; gerçek müttefikliğin adalet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma üzerine bina edileceği açık bir şekilde ortaya konmuştur.

Zira devletler de ittifaklar da, kürsülerden haykırılan süslü söylemlerin geçici çekiciliğine bağlı olarak değil; kriz anlarında sınanan sadakatlerle, yüklerin ağırlaştığı anlarda gözlerin çevrildiği adaletle ve gece gündüz çalışan iradenin gösterdiği kararlılıkla ayakta kalır.

Kadim Türk devlet geleneği, bu gerçeği zamanın aşındıramayacağı bir ilke olarak zihinlerimize kazımıştır.

Bilge Tonyukuk’un bin yılı aşkın bir süre önce “Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım” ifadesi, ne kadar yorulduğunu değil; devleti inşa etmenin, yaşatmanın ve milleti tehlikelerden korumanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu ifade etmektedir.

NATO Ankara Zirvesi müzakereleri sürerken, dünyanın dikkati Ankara ile Hürmüz Boğazı arasında yoğunlaşmıştır.

Zirve sırasında Trump, mutabakat sürecinin kendisi için sona erdiğini belirtmiştir. Bu gelişme yalnızca Washington-Tahran hattında artan gerilim ve nükleer program üzerindeki karmaşık sorunların bir yansıması değildir.

Henüz iki hafta önce bu kürsüden, mutabakatla ilgili duyulan memnuniyeti dile getirmiş ve neticeye ulaşmasının önemine dikkat çekmiştik.

Devletler arasındaki mutabakatın itibarı ve bağlayıcılığı üzerinde durmuştuk.

Diplomasinin, barışa aç bir toplumun gönlünü kazanmak için kullanılan geçici bir aldatmaca mı yoksa savaşın önünü kesecek samimi ve kalıcı bir çözüm arayışı mı olduğunu sorgulamıştık.

Kısa bir süre önce bölgeye umut veren, çatışmayı sonlandıran ve nihai bir anlaşma için bir takvim sunan mutabakatın, üzerinden bir aydan kısa bir süre geçmeden etkisiz hale gelmesi, ardından İran topraklarının yeniden bombalanması, barış umudunu sarsmıştır.

Ankara Zirvesi’nin ardından Avrupa başkentlerinde yeniden ele alınması gerekecek en önemli konulardan biri, Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakereleri olacaktır.

Avrupa’nın stratejik geleceği bir kez daha gözden geçirilmeli ve adil bir gelecek planı oluşturulmalıdır.

Çünkü bugün Avrupa’nın karşılaştığı sorunlar, eski yöntemlerle çözülemeyecek kadar ciddileşmiştir.

Enerji arz güvenliğinden düzensiz göç,

Savunma kapasitesinden demografik küçülmeye,

Tedarik zincirlerinden ekonomik rekabete kadar geniş bir yelpazede Avrupa yeni bir kavşak noktasıyla yüz yüzedir.

Bu yol ayrımında göz ardı edilemeyecek bir gerçek vardır:

O gerçeklerin adı Türkiye’dir!

Ukrayna’dan Karadeniz’e, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş jeopolitik alanda Türkiye’nin yer almadığı hiçbir güvenlik denklemi kalıcı olamaz.

Türkiye’nin hesaba katılmadığı hiçbir enerji koridoru sürdürülebilir olmayacaktır.

Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı hiçbir bölgesel istikrar projesi başarılı olamayacaktır.

Bu durum bir dilek olmaktan öte, değişen dünyanın ortaya çıkardığı stratejik bir gerçektir.

Ne yazık ki Avrupa Birliği, uzun bir süre bu gerçeği görmezden gelerek günü kurtarmaya çalışan siyasi reflekslerle davranmayı tercih etmiştir.

Türkiye’nin üyelik süreci teknik kriterlerden çok siyasi ön yargılarla değerlendirilmiştir.

Açılması gereken fasıllar engellenmiş,

Yerine getirilmesi gereken yükümlülükler ertelenmiş,

Verilen sözler tutulmamış,

Türkiye’nin haklı beklentileri sürekli olarak başka meselelerin gölgesinde kalmıştır.

Bu yaklaşım yalnızca Türkiye’ye değil, Avrupa’ya da zarar vermiştir.

Çünkü Avrupa Birliği, Türkiye’yi bekleme odalarında tutarken kendi stratejik perspektifini daraltmıştır.

Türkiye’yi dışarıda tutarak Avrupa’nın daha güçlü olacağını düşünenler, bugün karşılaştıkları güvenlik ve istikrar sorunlarına bir kez daha bakmalıdırlar.